Manifest’in Wembley Sahnesi Bize Unuttuğumuz Birini Hatırlattı: İçimizdeki Çocuğu | Magazin Evreni

Magazin Evreni

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Magazin
  4. »
  5. Manifest’in Wembley Sahnesi Bize Unuttuğumuz Birini Hatırlattı: İçimizdeki Çocuğu

Manifest’in Wembley Sahnesi Bize Unuttuğumuz Birini Hatırlattı: İçimizdeki Çocuğu

AZİM ŞENGÜL AZİM ŞENGÜL -
39 0
Manifest’in Wembley Sahnesi Bize Unuttuğumuz Birini Hatırlattı: İçimizdeki Çocuğu

Manifest’in Londra konserinde “Story of My Life” şarkısı eşliğinde ekrana yansıyan çocukluk fotoğrafları, bir konser performansının ötesinde hepimizin kendi geçmişine dönüp bakmasına neden oldu. Peki, büyürken geride bıraktığımızı sandığımız o çocukla bugün nasıl bir ilişkimiz var?

Grup üyeleri “Story of My Life” şarkısını söylerken sahnenin arkasındaki dev ekranda çocukluk fotoğrafları beliriyordu. Bir tarafta bugün binlerce insanın karşısında sahneye çıkan genç kadınlar, diğer tarafta yıllar önce fotoğraf makinesine gülümseyen küçük kız çocukları.

O an salonda oluşan hissi çok iyi anlıyorum. Çünkü insan yalnızca sahnede ışıklar altındaki kadınları görmüyor. Evde aynanın karşısına geçip saç fırçasını mikrofon yapan, belki sesi biraz fazla çıkınca susturulan, belki de hayalleri fazla büyük bulunan o küçük kızları da düşünüyor.

İzlerken aklıma ilk gelen şey başarıları olmadı. Daha çok, o fotoğrafların çekildiği günlerde kendileri hakkında neler düşündüklerini merak ettim. Nasıl çocuklardı? Nelerden korkuyorlardı? Kim olmak istiyorlardı? Bugün bulundukları yere geleceklerini hayal edebiliyorlar mıydı?

Bir de tabii, o küçük kızların bugünkü hâllerini görseler ne hissedeceklerini düşündüm.

Şarkı seçimi de bu karşılaşmayı daha anlamlı kılıyordu. One Direction’ın 2013 yılında yayımladığı “Story of My Life”ın video klibinde grup üyelerinin çocukluk fotoğrafları ve aileleri yer alıyordu. Yıllar sonra Manifest’in aynı şarkıyı kendi çocukluk görüntüleriyle sahneye taşıması, iki farklı kuşağın benzer bir duyguda buluşmasını sağladı.

Bence burada yalnızca nostalji yok. İnsan kendi hayatına dönüp baktığında bugünkü kimliğinin ne kadar uzun bir hikâyenin sonucu olduğunu da fark ediyor. Bazen çoktan unuttuğunu sandığı bir çocukluk anısının, yıllar sonra verdiği bir kararla ilişkili olduğunu görebiliyor.

Belki de bu yüzden böyle görüntüler karşısında kolayca duygulanıyoruz. Zihnimizde kendi eski fotoğraf albümümüz açılıyor. Bayram sabahı yeni ayakkabılarıyla yatağın kenarında oturan, doğum günü pastasındaki mumları üflerken gözleri parlayan ya da okulun ilk günü önlüğünün içinde kaybolmuş o çocuk geliyor gözümüzün önüne.

Ve insan ister istemez merak ediyor. O çocuk bugün bizi görse ne düşünürdü?

Psikolojide sıkça karşılaştığımız bir kavram var: İç çocuk.

Özellikle popüler psikoloji içeriklerinde çok kullanılan, hatta zaman zaman anlamı fazlasıyla genişletilen bir kavram bu. İçimizde kelimenin gerçek anlamıyla yaşayan küçük bir çocuktan söz etmiyoruz elbette. Daha çok, çocukluk dönemindeki duygusal deneyimlerimizin, öğrendiğimiz ilişki biçimlerinin ve kendimiz hakkında geliştirdiğimiz inançların yetişkinlikteki izlerini anlatmak için kullanılan bir metafor.

Çünkü çocuklukta öğrendiğimiz her şey, büyüdüğümüzde kendiliğinden geçerliliğini kaybetmiyor. Örneğin sürekli eleştirildiğimiz bir ortamda büyüdüysek yetişkinliğimizde hata yapmaya karşı daha hassas olabiliriz. Duygularımızın önemsenmediği bir çocukluk geçirdiysek ihtiyaçlarımızı dile getirmekte zorlanabiliriz. Başarılı olduğumuzda takdir gördüysek sevilmekle başarılı olmak arasında güçlü bir ilişki kurmuş olabiliriz.

Elbette bunlar herkes için geçerli, değişmez sonuçlar değil. İnsan gelişimi çocukluk deneyimlerinden çok daha karmaşık. Mizacımız, sonraki ilişkilerimiz ve içinde yaşadığımız kültür de kim olduğumuzu şekillendiriyor. Yine de çocukluğun kendimizle kurduğumuz ilişkideki etkisini görmezden gelemeyiz.

Çocukluğumuzda bize söylenen bazı cümleler, zamanla kendi iç sesimize dönüşebiliyor. Bir zamanlar bize “Abartma” dendiyse bugün canımız yandığında ilk biz küçümseyebiliyoruz kendi duygularımızı. Hayallerimize gülündüyse yıllar sonra onları kimse fark etmeden bir kenara kaldıran yine biz olabiliyoruz. Çocukken fazla konuştuğumuz için uyarıldıysak yetişkinliğimizde fikirlerimizi paylaşmadan önce defalarca düşünebiliyoruz.

İlginç olan, bazen bu davranışların nereden geldiğini bile hatırlamamamız. Kendimizi hep böyle biri sanıyoruz. Oysa kişiliğimizin değişmez bir parçası olarak gördüğümüz bazı özellikler, bir zamanlar içinde bulunduğumuz koşullara uyum sağlamak için geliştirdiğimiz davranışlar olabiliyor.

Manifest’in Wembley Sahnesi Bize Unuttuğumuz Birini Hatırlattı: İçimizdeki Çocuğu

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir